Home » YAZILARIM » DİLEK FENERİ

DİLEK FENERİ

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

DİLEK FENERİ

Dilek Feneri

17 Eylül 2012

Bu yaşıma geldim, yeni gördüm vallahi! Yer Caddebostan sahil, havada ufoya benzeyen küçük alev toplarına dikkatlice bakıyorum; O da ne? Hemen önümde ” Dilek feneri ister misiniz?” diye soran bir satıcı. Yanımdakilere soruyorum; “Bu ne?” diye, işaret ettikleri yerde birisi alttan ateşliyor havaya bırakmak üzere. Balona benzeyen gövde şişince havaya yükselmeye başlıyor ve onlarca dilek feneri gökyüzünde süzülüyor.

Japon geleneklerinden biriymiş bu gökyüzüne dilek feneri uçurmak. Ben de öğrenmiş oldum. Belki biraz tuhaf ama Anadolu yakasında yaşamama rağmen, Caddebostan sahildeki bu çok uzun çim ve bisiklet alanına da ilk kez gittim. Hafta sonu ve Eylül’ ün de en sıcak gecesi sebebiyle olmalı ki  gerçekten çok kalabalıktı. Yüzlerce kişi çimlerin üzerine bir örtü sererek ya da portatif masa sandalyeler koyarak oturmuş, bir o kadar kişi sahil tarafında yürümekte, bisiklet yolunda kasklı sürücüler ve patenciler…

Biz gitar çalan bir arkadaşımızın yanına gittik ve onun da burada tanıştığı diğer müzisyen arkadaşları ile birlikte, çoktan çalıp söylemeye başladıklarını gördük. En güzel şarkılara biz de eşlik etmeye başladık ve çevrede oturan diğer kişiler de zaman zaman kulak kesilip, eşlik ettiler. Birlikte oturduğumuz gençlerin ayaklarında patenleri vardı. Ara sıra kalkıp patenleriyle tur atıp tekrar geliyorlardı. “Zor mu kaymak?” dedim, “Biraz ama isterseniz öğrenmenize yardımcı oluruz.” dedi birisi.

Sonrasında arkadaşımız anlattı; senelerdir buraya geldiği için burada birçok kişi tanımıştı. Hem birlikte otururken hem birlikte yürürken gördük ki, sanırım müzik de yaptığı için birçok kişi ile selamlaşıyordu. Arkadaşımız aynı zamanda ‘bisikletçi’ olduğundan buranın müdavimi olması anlaşılır. Kaynaşmaya ve dostluğa elverişli bir sosyal alan burası hem de kocaman.

Burada birbirini tanıyan birçok insanın olması spor, müzik ve tanışıklık gibi insanları birleştiren, ruhsal bakımdan iyileştiren unsurların birarada olması ile ilgili. Bir de bunların yanına denizi koyarsanız, İstanbul için şehir içindeki en iyi kaçamak alanlarından biri.

Gece ilerleyen saatlerde yürüdük sahil boyunca. Daha tenha alanlar da vardı kafa dinlemek isteyenler için. Sonra ne görelim, gerçekten hoş bir sürpriz gibiydi. Altı kişiden oluşan bir müzik grubu, klarnetten tutun da, klavye, vurmalı ve ritm aletleri de dahil sahildeki beton duvara oturmuş, biz tam oradan geçerken; “Ah İstanbul” şarkısını çalıp söylüyorlardı. Durduk, uzun süre ayrılamadık oradan. Meğer hepsi birbirlerini yine orada tanıyan kişilerdi bunlar. İnanın karadeniz ezgileri de dahil, oldukça güzel çalıp söyleyip, içlerinden bazıları kalkıp horon da tepiyorlardı. Başka bir şarkıda da seyredenler dans ediyor veya oynuyordu.

Kollektif bir ruhun oluşmasına ne kadar musait bir atmosfer diye düşündüm. Neden başka sorumluluk isteyen alanlarda bu kollektif ruh oluşmuyordu da, iş eğlenceye gelince o ahenk ve uyum hemen kuruluveriyordu. Müzik miydi ortak dilimiz. Biz ortak bir dili topluluklar olarak, başka alanlarda da oluşturamaz mıydık? Orada birbirine yabancı olan birçok kimse birbirlerine gülümsemeye, tanışmaya, paten kullanmayı öğretmeye seve seve yardımcı olmaya bu kadar açıkken, neden başka zamanlarda yüzümüzü birbirimize dönmüyor ve biraz gevşeyip birbirimizi anlamaya çalışmıyorduk?

Arkadaşımızın gitarı elden ele dolaşıyor ve çalabilenler kendi şarkılarını söylüyorlardı. Buna benzer bir ortamı geçenlerde Beyoğlu’ ndaki bir mekanda da gördüm ve inanılmaz etkilendim. Yabancıların da sıklıkla geldiği mekanda, barda bulunan müşteriler bara ait çalgıların başına geçiyor, performansını yapıp tekrar yerine dönüyor. Gitar, bateri, vurmalı diğer çalgılar, saksafon hepsini de müşteriler sahne alıp çalıyor, tüm müzik aletleri ile aynı anda performans yapılıyor. Amatör müzisyenlerin tamamen uyum içinde, nasıl kendini vererek hem eğlenip hem eğlendirdiklerine şahit oluyorsunuz .

Bu kadar kara haberlerin içinde nefes alınan yerler bunlar. Yaşadığımız şu zamanlarda, olup bitenler fazlasıyla canımızı acıtıyor ve acıdan nefes alamaz duruma geliyoruz. Bu tür sığınaklara kaçmak çözüm değil elbet. Esas olan hep beraber nefes alacak çözümleri yaratabilmek, herkesin kendi sorumluluk alanı ne ise! Dilek feneri gibi boşluğa gitmesin, insana yakışır yaşamaya dair söylemlerimiz…

Önceki Yazı
Sonraki Yazı