Home » YAZILARIM » “BİR MUSİBET BİN NASİHATTAN İYİDİR”

“BİR MUSİBET BİN NASİHATTAN İYİDİR”

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

“BİR MUSİBET BİN NASİHATTAN İYİDİR”

30 Ekim 2011

İnsanın yaşadığı olaylardan ders çıkarması bir yeti midir? “Dersini almış da ediyor ezber” diyen türkülerimiz gibi ezber ettiğiniz dersleriniz var mı? Ezber etseniz bile, “Bu bana çok iyi ders oldu” deseniz bile “Yine yaptım aynı hatayı” dediğiniz olmuyor mu?

Tekrarlarımız, tekrarlarımız… Hep aynı şekilde kurduğumuz ilişki tarzlarımız, benzer seçimlerimiz, iş yaşamında aldığımız kararların ve sonuçlarının aynılığı, hayatımıza aldığımız sevgililerimizin birbirine benzerliği… Size tanıdık geliyor mu?

Yaşadığımız bir olayın bizi başka bir yere taşıması, çoğaltması, bakış zenginliği katması, güçlü kılması ve daha bir uyanıklık hali olması, en sonunda aydınlanma dediğimiz farkındalığa ulaşmamız bazı kişilik özellikleri gerektiriyor;

Öncelikle içine bakabilme yeteneği olmalı,

Özeleştiri yapabilmeli,

Kayıp ve acı yaratan durumun ardından, kendi başına bir süre kalmaya tahammülü olmalı,

Karşı tarafı suçlamak yerine, olayların bu duruma gelmesinde kendi payı üzerine düşünerek, aynayı kendine tutabilmeli,

Dönüştürebilmeli, yaşantılama yeteneği olmalı…

“Bir musibet bin nasihattan iyidir” demiş atalarımız, demiş demesine de bazılarının bir kulağından girip ötekinden çıktığı için ya da yanlış olmasın; yaşadıkları üzerine kafa yorup derinleşmek, kendiyle yüzleşmek yerine, inkar mekanızması dediğimiz savunmaları kullanarak, seçimlerinin sonuçlarını görmezden geldiği için, ergenlik döneminde takılıp kalmaktadır.

Beyin araştırmacıları, beynin ön korteksinin ders alma özelliğinden sorumlu olduğunu ileri sürmüşler. Beynin ön korteksi iyi gelişmemişse, ders alma özelliği eksik olabiliyormuş. Bu biyolojik bakış açısının geçerliliği şüphesiz tartışmaya açıktır ancak ruhsal açıdan baktığımızda bazı kişilik bozukluklarında da ders alma yeteneğinin zayıf olduğunu veya pek olmadığını biliyoruz.

Kişiliğin sağlıklı gelişiminde önemli bir rol oynayan yaşadıklarından öğrenme kapasitesi, yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Benim görüşüm; kendini yaşadığı ana bırakabilen, gerektiğinde yaşadıklarını sahiplenen, tutkuyla yaşayabilen ama aklını da duygularına sokabilen, samimi insanların ders alma yetilerinin de iyi olduğu yönünde.

Tekrar tekrar aynı hataları yapan kişilere baktığınızda, iş yaşamında birden fazla başarısızlık yaşamış, para kayıpları olan, ikili ilişkilerde acı çekmesine rağmen tekrar ve tekrar aynı karakter özelliğinde insanlarla birlikte olan ve kendileriyle ilgili anlattıkları hikayelerde hep benzer içeriğin olduğu durumlara tanıklık edersiniz.

Çevresinde yaşayan insanların bu duruma bir türlü anlam veremedikleri, “Nasıl oluyor da hep aynı hataları yapıyor?” diye hayıflandıkları veya hayrete düştükleri olur. Cevabı kısaca, “Ders alma yetenekleri” yoktur.

Bir şeyi, zarar gördüğünüz ve kayıp yaşadığınız halde tekrarlıyorsanız, kendinizle ilgili anlamanız gereken iç engelleriniz var demektir. Bununla ilgili yardım almanı,z yaşam kalitenizi arttırırak, ruhsal doyumu olan bir birey olarak hayata devam etmenizi sağlar. Yaşam kalitesi demişken, Ataol Behramoğlu’ nun “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var” isimli şiirinden alıntı yapmak istedim;

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Önceki Yazı
Sonraki Yazı