Home » YAZILARIM » Aşık olma kapasitesi (1)

Aşık olma kapasitesi (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Aşık olma kapasitesi (1)

01 Haziran 2014

Kimler aşık olamaz? Aşık olmak bir kapasite meselesi midir?

Neden bazı insanlar aşık olamazlar? “Ben hiç aşık olmadım diyen birilerine rastlamadınız mı?

İnsanlarla yakınlaşmaktan kaçınıyor musunuz?

Yakın ilişkileriniz samimi ve tatminkar mı?

Yoksa “Doğru düzgün kadın yok, ya da doğru düzgün adam yok” bahanesine mi sığınıyorsunuz?

Veya kadını elde edene kadar tek ayak üstünde kırk ceviz kıran, kırk takla atan, ultra düşünceli ve ilgili davranan ama kadın teslim olunca ortadan kaybolan erkeklere şahit olmadınız mı? Bu erkeklerin, kadın artık durumu kabullenmeye başlayınca, eften püften bahane söyleyip geri geldikleri ve bu durumu kadına tekrar tekrar yaşattıktan sonra, kadının ancak adamı reddettiği sürece o ilişkinin devam edeceği gerçeğini eninde sonunda kadının anladığı ilişki biçimi de bu duruma bir örnek oluşturur.

Yakınlık ve bağımsızlık! Gerilim hattında salınım. Her birimizde ve bütün romantik ilişkilerde bulunuyor. Bunların ikisi de tercih edilmiyor ve ikisi de sürekli mevcut olmuyor. Daha ziyade aralarında süregelen bir etkileşim var.

Yıllar önce süpervizyon veren hocalarımdan birisine, süpervizyon çalışması sırasında bir danışanımın (erkek, 40 yaşlarında, hiç aşık olmamış) sürekli olarak “aşık olmak” istediğini söylediğinden bahsettim. Hocam acele bir şekilde “Hiçbirşey olmaz, aşık olamaz.” diye cevap verdi. “Nasıl?” diye sordum, “Aşık olacak adam 40 yaşına kadar kendini belli ederdi, ‘aşık olmak istiyorum’ diye aşık olunmaz.” dedi. Mesleğimin ilerleyen yıllarında hocamın ne demek istediğini daha iyi anladım elbette.

Psikanalist Otto Kernberg, sevme yetisinin bireyin gelişmişlik seviyesini yansıttığını söyler. Aşık olmak ve bir aşk ilişkisini sürdürebilmek için, kişinin belli bir duygusal derinliğe ve olgunluğa erişmiş olması gerekir.
Kernberg, sevme yetisini beş maddelik ölçeğe göre tanımlıyor:

Sevme beceriksizliği

Cinsel sevgi içeren ilişkiler kurma beceriksizliğini temsil ediyor. Narsisist, şizofren bir kişilik yapısının uç örneklerini karakterize ediyor. Narsisist bir kişiliği, büyüklük sanrıları ve sonsuz bir hayranlık beklentisi betimler. Kişinin kendisiyle bu kadar meşgul olması, yakın ilişki kurmasını engeller. Başka kişiler tarafından çekici ve değerli bulunan kişilere daha çok cinsel heyecan duyar. Bu aşk gibi görünse de geçici bir hevestir. Çünkü heyecan duyduğu kişiyi ele geçirdikten sonra, “fetih” ihtiyacını doyurur. Sonrasında arzuladığı bu kişiyi hızla değersizleştirme süreci işler ve hem cinsel heyecan hem de kişisel ilgi hızla ortadan kalkar. Narsisistik kişiler geçici olarak birlikte oldukları kişiyi, sonrasında “küçük görerek” değersizleştirip uzaklaşırlar. Bu aslında kendi bilinçdışındaki kadına karşı kıskançlık ve öfkenin yansıtılmasıdır.

Erken dönemde anneye duyulan aşk-nefret ilişkisinin sağlıklı olarak bütünleştirilememesidir.Böylece ilişkiye girdiği kişiyi yıkıcı bir şekilde yok etme isteğinin verdiği kaygıdan; o kişiyi değersizleştirerek kaçıp kurtulmaya çalışır.

Şizofreniyse, algıda, güdülenmede ve duygularda önemli bozukluklara yol açan ciddi bir ruh hastalığı.

Rastgele cinsel ilişkiler

Narsisist kişilik bozukluğunun daha hafif biçimi olarak beliriyor. Bundan mustarip kişiler yakın ilişkiler kurma yetisine sahip oluyor; ancak başkalarına kendi doyumları için birer araçmışçasına muamele ettikleri için, yakın ilişkileri gelişmemiş, eksik ve genellikle cinsel odaklı oluyor.

Çocukca bağımlılık

Üçüncü örüntü, bağımlılıkla tanımlanıyor ve manik depresif kişilik bozukluğunu ifade ediyor. Bu rahatsızlıktan mustarip kişilerin insan ilişkileri tutarsız oluyor ve mutlak idealizasyonla mutlak red arasında gidip geliyor. Ayrıca duygusal olarak dengesiz, fevri ve gerçek veya hayali bir terki umutsuzca önlemeye çalışan kişiler oluyorlar.

Tam bir cinsel doyum almaksızın istikrarlı ilişkiler kurabilme becerisi

Dördüncü örüntü, daha önemsiz kişilik bozukluklarını ve nevrozları temsil ediyor. Nevrozlar, kaygı yaratan bilinçsiz bir çatışmadan kaynaklanan bozukluklardır. Kaygı, bireyi gerçekliği çarpıtan çeşitli savunma mekanizmaları kullanmaya iter.

Sağlıklı bir cinsellik ve ötekine karşı duyarlılık içeren derin yakın ilişkiler

Bu beşinci örüntü, ölçeğin olumlu ucudur. Ölçekteki farklı seviyeler,”gelişimsel başarısızlık ın yaşandığı aşama tarafından belirlenen olgunluk veya “kişilik düzeni” seviyesini temsil eder.

Farklı kişilik bozukluklarından kaynaklanan yakınlık güçlüklerinden söz eden bir diğer kuramcı da Masterson’ dır. Manik-depresif kişilik bozukluğu beraberinde birleşme, coşma ve geri çekilmeihtiyacı; narsisist kişilik bozukluğu beraberinde, ancak ötekinin aynasındaki olumlu yansımayla ilişki kurabilen bir kendine düşkünlük getirir. Masterson, manik-depresif kadınların narsisist adamlarla evlenme sıklığı, bu ilişkilerde yaşanan dramatik patlamalar ve iki narsisistin birbirlerine tuttukları aynalarda var olmaları gibi konulara dikkat çekmiştir.

Şizoid kişilik bozukluğu

Bu konuda en yakından ilgili kişilik bozukluğu şizoid kişilikbozukluğudur. Bu rahatsızlığı olan kişiler, cinsel aşk ilişkileri de dahil olmak üzere bütün yakın ilişkilerden kaçınır ve herkese şüphe ve mesafeyle yaklaşır. Yakın ilişkiler, onları kontrol etmekle ve iç dünyalarını ele geçirmekle tehdit eder. Evlendiklerinde veya yakın bir ilişkideyken eşlerine çok az ilgi gösterir, düşüncelerini ve hislerini paylaşmazlar.

Sosyal ilişkilere karşı da tamaen ilgisizdirler; bir sohbeti sürdürmek gibi temel temel toplumsal becerilerden de mahrumdurlar. Eğer varsa arkadaşlarının sayısı bir elin parmaklarını geçmez; son derece yalnızdırlar. Sosyal yaşamları çok fakir olduğu halde, iç dünyaları fantazi ve hayallerle doludur.
Şizoid kişilik bozukluğuna sahip kişilerin yakın ilişkilerden yoksun olmalarını bir sorun olarak algılamadıklarını ve değinmek istemediklerini belirtmekte fayda var.

İstediği halde yakın ilişki kurmayanların durumu bunlardan bir hayli farklıdır. Bu durum onlarda büyük sıkıntı yaratır ve bunu değiştirmek için çırpınırlar.
Aşık olmanın ve yakın ilişki geliştirmenin önündeki psikolojik engellerden yukarıda söz ettim. Bir sonraki yazımda bu gelişimsel duraklamaların erken çocukluk dönemindeki dinamiklerinden bahsedeceğim. Zorluklarla başa çıkma, bağlanma, başkalarını kabul etme ve ayrılığa ve çatışmalara göğüs gerebilme becerisi olan, eşsiz ve tutarlı bir özkimliğe sahip bir kişiliğin gelişimine ilk adım olacak çocukluk dönemindeki gelişimsel başarısızlıklar, gelecek haftaki yazı konusu olacak.

Yararlanılan kaynaklar:

Kernberg, O.F. (2003). Aşk İlişkileri Normallik ve Patoloji. çev. Yılmaz, A. Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Pines,A.,M.(2005). Aşık olmak. Sevgililerimizi neye göre seçeriz? çev. Mercan Yurdakuler Uluengin, M., Y. İlietişim Yayınları, 2010, İstanbul.

Uzman Psikolog, Psikoterapist Ruşen Nur Arıkan

www.esduyum.com

Önceki Yazı
Sonraki Yazı